TeknoPortal - Teknoloji Haberleri

- Türkiye'nin Teknoloji Platformu - Teknoloji Haberleri - Makaleler - İlginç İcatlar - Güncel Programlar -
Anasayfa | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | English

HABER ARA


Gelişmiş Arama

KAZANÇLI ALIŞVERİŞ

Birinci Dünya Savaşı'na Nasıl Girdik?

Hükümetten bile Gizlenen Antlaşma

Kategori  Kategori : Aklınızda Bulunsun
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 426
Tarih  Tarih : 31 Temmuz 2010 10:54
Bağlantıyı Paylaşın

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto

1914'ün Temmuz ayında,savaş yaklaşırken,hangi ülke ne tür hesaplar içindeydi? 2 Ağustos'ta Almanya ile yapılan gizli anlaşmaya nasıl gelindi? Dönemin yöneticileri,2 Ağustos ile Türkiye'nin savaşa girdiği 29 Ekim tarihleri arasında,ülkenin karşı karşıya bulunduğu tehditleri değerlendirirken “seçenekler” konusunda da gerçekçi olabildiler mi?
 
 
Genelkurmay İstihbarat Şubesi Müdürü Kazım (Karabekir) Bey,28 Haziran 1914 günü Avusturya veliahtının Sırplar tarafından öldürüldüğünü Paris'te öğrendi.Üç ay önce uyarısını yaptığı için fazlasıyla eleştirildiği “genel bir savaşın yaklaşmakta olduğu” endişesiyle derhal İstanbul'a dönmeye karar verdi.Korkusu,Rusların İstanbul Boğazı'na yapmaya hazırlandıkları çıkartmanın gerçekleşmesi ve başarısı halinde,Türkiye'nin direnme olanaklarının yok olmasıydı.1914 Temmuz'unda savaş yaklaşırken en büyük telaşı en yalnız ülke olan Türkiye yaşıyordu.
 
Rusya’nın Boğazlar tehdidi yoğunlaşıyor.
Kazım Beyin (Karabekir) korktuğu Rus çıkartmasının hazırlıkları tamamlanmıştı.Boğazları işgal komisyonu 14 Ocak 1914 tarihinde St.Petersburg'da kurulmuş ve 8 Şubat günü işe başlamıştı.
 
 
23 Mart tarihinde onaylanan plan gereğince Kırım ve Ukrayna'da bulunan 7.ve 8.Rus Kolorduları bu işe ayrılmış,gerekli nakliye ve harp filoları tahsis edilmişti.Türkiye buna karşı İngiltere'den iki modern zırhlı almış ve ayrıca ordunun yeniden düzenlenmesi için çok sayıda Alman uzman görevlendirilmişti.Ancak İngiltere parası peşin ödenmiş bulunan Sultan Osman ve Reşadiye zırhlılarının teslimatını kasıtlı olarak geciktiriyor,Alman uzmanlara fazlasıyla yetki verilmesi de yurtsever subaylar arasında büyük tepki uyandırıyordu.Bütün bunlara ek olarak Doğu Anadolu, Türkiye'den kopmak üze reydi.Batılı devletler,“Ermeni” kartını kullanıyorlardı...
 
Batılı Devletlerin “Ermeni” Kartı
1913 yılının Haziran ayında,Doğu Anadolu'da büyük bir Ermeni vilayetinin kurulması için teşebbüse geçen Batılılar,burasını 5 yıl süreyle Hıristiyan bir valinin yönetmesini kabul ettirmişlerdi.Ayrıca Hıristiyan ve Müslümanların eşit olarak temsil edileceği bir meclis kurulacaktı.Böylece nüfusun yüzde 85'ini oluşturan Müslümanlar,yabancı devletlerin güdümündeki yüzde 15 azınlığın insafına terk edilecekti.Kaldı ki bu vilayet,bugünkü 28 ili,yani Anadolu'nun üçte birini kapsıyordu.Boğazları işgal komisyonunun işe başladığı 8 Şubat tarihinde yapılan Osmanlı-Rus Anlaşması ile bölgeye iki Avrupalı “Genel Vali” atanmıştı.Üstelik ayda 400 altın tutarındaki muhteşem maaşları da Osmanlı devleti tarafından ödenecekti.Bunlardan Norveçli Binbaşı Hoff,Van-Bitlis-Diyarbakır bölgesine,Hollandalı Westenek ise Trabzon-Erzurum-Sivas bölgesine müfettiş olmuşlardı.Hoff 1914 yazında gelip bir ay kaldı;ama savaş çıkınca, Westenek hiç gelemedi ve ülke bu rezil duruma katlanmaktan kurtuldu.Ne var ki bu anlaşmalarla Rusya'nın Doğu Anadolu'daki menfaatleri bir anlamda Batılı devletler tarafından da kabul ediliyordu ki,Rusya'nın şoven Dışişleri Bakanı Sazanoff,26 Mayıs 1914 günü,“aksi halde” Ermenileri ayaklandırarak doğrudan müdahale edeceklerini basına açıklamıştı.
 
 
 
İşte bu açıklama işgal komisyonunun çalışmalarını tamamlamasıyla birlikte endişeleri arttırmıştı. Aynı Sazanoff ertesi yıl savaşa girmeleri karşılığında Boğazlar'ın Yunanistan'a verilmesi gibi bir konu gündeme geldiğinde,kıskançlık ve hiddetten titrediğini itiraf etmişti.
 
Bunun yanı sıra 29 Temmuz 1913 ile 9 Nisan 1914 tarihleri arasında Avrupalı devletler tarafından yapılan bir dizi paylaşım anlaşmasıyla Fransızlar Suriye ile Batı Karadeniz bölgesini;İngilizler,Irak ile Ege'yi;İngilizlerle bu konuda anlaşan Almanlar,İskenderun'a kadar olan bölgeyi ve İtalyanlar da Antalya ve Muğla'yı alacak şekilde aralarında anlaşmışlardı.
Kısacası 1918'de ortaya çıkacak olan durum daha 1913/14 kışında hazırlanmıştı.Vaziyet vahimdi...
 
 
1914'ün Sıcak Yazı
Avusturya'nın Sırbistan'a ültimatomu ve Rusya'nın Sırbistan'a,Almanya'nın da Avusturya'ya destek vermesi,savaş ihtimalini arttırırken bu durum Osmanlı yöneticileri arasında farklı yaklaşımlara neden olmaktaydı,Hepsi yaklaşan felaketi sezi yordu.Enver ve beş ay sonra Sarıkamış felaketinin baş aktörlerinden birisi olan Hafız Hakkı (her ikisi de 31 Mart'tan sonra Saray’a damat olmuşlardı),tüm kozları Alman zaferine yatırmayı düşünmekteydiler.Diğer liderler ise denizlere hâkim olan İtilaf güçlerinin Almanların “Yıldırım Savaşı” stratejisini boşa çıkaracağını düşünüyor ve yaklaşan savaşın galibi olarak baktıkları Batılılar nezdinde,ümitsiz girişimlerde bulunuyorlardı.
 
 
Avrupalı devlet adamları savaşla barış arasında gidip gelirken,Bahriye Nazırı Cemal Paşa 20 Temmuz'da Fransızlarla görüşüyor,Talat Bey Sazanoff ile nafile bir görüşme için Kırım'a gitmekten çekinmiyor ve Cavit Bey de İngilizlerle görüşme zemini arıyordu.Ama bütün kapılar yüzlerine kapandı.Balkan Savaşı'ndan yenik çıkan ve prensipte tamamlanmış olan Osmanlı devleti,“kolay lokma” olarak görülüyordu.
Temmuz’daki Gelişmeler
 
Temmuz sonunda Talat Beyin, sırf İtilaf devletlerinin zaferi Türkiye'nin sonu olacağı için,bir an önce merkez devletleri ile ittifak konusunda,Enver'e yaklaştığı görülüyordu.Ama Almanlar pek istekli değillerdi.1914 başlarında,Baron Kress von Kressenstein,art arda üç savaş ve bir ihtilâlden güçsüz çıkan Osmanlı'dan fayda gelmeyeceğini söylemişti.Ancak çatışmalar başlayınca bunun için fevkalade gayret sarf etmeye başladılar.İstanbul basınındaki satılmış kalemlere de büyük para akıttılar.
 

14 Temmuz:Alman Dışişleri Bakam Jagow İstanbul ve Viyana'daki elçilerine çektiği telgraf ta, Türkiye'nin hali hazırda iki taraf arasında pandül gibi sallanıp durmaktan başka bir şey yapamayacağını,ancak Bulgaristan ve Romanya'nın merkez güçlerine yaklaşması halinde durumun değişebileceğini söyledi.

18 Temmuz:İstanbul'daki Alman Büyükelçisi Wangenheim,Türkiye'nin müttefik olarak ancak yük getireceğini,şimdiki tarafsız durumuyla birkaç Rus kolordusunu Kafkasya'da tutarak yine aynı faydayı sağlayacağı görüşünü içeren telgrafını Berlin'e gönderdi.
 

22 Temmuz:Wangenheim Enver ile görüşmesinde öğren diklerini Berlin'e şu sözlerle ak tarıyordu:“İttihat Terakki komitesinde Fransa ve Rusya ile ittifak yapmak isteyenler var.Ama Talat,Halil ve Enver buna karşı çıkıyorlar.Ancak Almanya'nın ittifaka yanaşmaması halinde istemeyerek de olsa İtilaf Devletleri ile anlaşmaya mecburlar.Türkiye krizin gelişmesi durumda küçük bir ülke ile İttifak arayacak.Eğer bu Bulgaristan olursa ve bu ülke merkez devletlerinin tarafında yer alırsa o zaman bizim tarafımıza geçmesi kolaylaşacak.Enver aksi halde Venizelos ile görüşeceğini söyledi.Ben Enver'e Türkiye'nin illa ki bir ittifaka girmesinin gerekli olmayacağını söyledim.Alman ya ve Avusturya ise,Bulgaristan ile birlikte olsalar dahi,bir katkı almayacakları Türkiye'nin yükünü üstlenmek istemeyeceklerdir. Enver dikkatle dinledi ve İttifak devletleri bir Türk-Bulgar paktını engellerse İtilaf yanlılarının komitede ağır basacaklarını söyledi.”

23 Temmuz: Wangenheim Tarabya'dan çektiği telgrafta Türkiye'nin merkezi güçlerle resmen ittifak istediğini bildirdi.İttifak devletlerinin,Türkiye'nin bütün hasımlarına karşı koruma sağlayamayacağı ifade edilince,sadece Rusya'ya karşı tam korunma istenildiği söylendi.
 
Ne Yapılabilirdi?
2 Ağustos 1914 günü Sadrazam Said Halim Paşa'nın yalısında,Said Halim Paşa dışında sadece Enver,Talat ve Halil Beylerin bildiği gizli anlaşma Almanya ile imzalandı.Özü,Rusya'nın Üçlü İttifak'a karşı savaşa girmesi halinde,Türkiye'nin de buna katılacağı idi.Halbuki Rus-Alman savaşı 1 Ağustos günü ilan edilmişti ki,bu da Enver'in,“ne pahasına olursa olsun”,Türkiye'yi Almanya'nın peşinden sürükleme niyetinde olduğunu ispat eder.Şayet bundan başka çare bulunamasa dahi Türkiye,“silahlı tarafsızlık” ile Boğazları kapayarak da İttifak devletlerine aynı faydayı sağlayacağını söyleyebilir ve Almanya ile çok daha rahat pazarlık edebilir,zaman kazanabilirdi.Keza ordularını donatmak için talepte bulunabilir ve alelacele Sarıkamış felaketine yürünmezdi.Esasen savaşın ilk haftalarında beklenen çıkartma gerçekleşmemiş ve Enver'in her şevi bağladığı “Yıldırım Savaşı” da Almanları hızlı zafere götürmemişti.Öte yandan Almanya Marn' da yenilmesine karşın Tannenberg'de Rusların taarruz gücünü yok edip batıda müttefikleri baskı altına almıştı.Yani Türkiye'nin manevra alanı aslında düşünülenden daha genişti ve anlaşmanın imzalanmasına rağmen Türkiye,hazırlıklarını tamamlamadan savaşa girmeye zorlanamazdı.Keza belli bir aşamadan sonra İtilaf güçleriyle de görüşülebilirdi.Ama savaş başladıktan sonra Enver'in görüş alanı,Almanların ısrarları karşısında giderek daraldı.

Şeytanla İşbirliği Düşüncesi
 
Bu yazışmalardan anlaşıldığı üzere,Türkiye'nin esas korkusu,Rusya'nın Boğazlar ve Doğu Anadolu üzerindeki talepleriydi.İttihat ve Terakki yöneticileri buna karşı şeytanla bile işbirliği yapacak bir ruh hali içerisine gitmişlerdi.Ve en azından bu tarihe kadar ittifak arayışının,hiç bir masrafa girmeden tarafsız bir Türkiye'nin Boğazlar’ı bloke etmesinden yararlanmak isteyen Almanya'dan değil,Enver Paşa kanadından geldiği açıkça anlaşılmaktadır.
 

24 Temmuz:Kayzer Willhelm'in danışmanı Wedel’ den Dışişleri Bakanlığı'na:“Wangenhelm'ın değerlendirmeleri teorik olarak doğru da olsa,Kayzer Türkiye'nin Üçlü İttifak yönün deki eğiliminin fırsatçı bir şekil de değerlendirilmesini istemektedir.”

27 Temmuz:Tarabya'dan çektiği telgrafta Wan genheim'ın Kayzer'den gelen talimatı hemen benimsediği görülmektedir:“Kesin talimatı alınca eskiden beri Sadrazam'a belirtmekte olduğum kuşkulardan söz etmeyi kestim...Ayrıca eğer Alman subaylar komuta ederse,Türk ordusu hakkındaki fikirlerimi de değiştiriyorum.Bu durumda savaş yeteneği üç katına çıkacaktır.Liman von Sanders bana bu konuda teminat verdi.”

28 Temmuz:Wangenheim’ dan Dışişleri Bakanlığı’na:”Sadrazam (Sait Halim Paşa)  beni çağırdı ve Rusya'ya karşı gizli bir savunma anlaşması yaparak Türkiye'nin Üçlü İttifak'a girme sinin mümkün kılınmasını istedi.Alman askeri misyonunun bura da kalmasını istiyorlar ve savaş halinde ordunun dörtte birini misyon komutasına verecekler.Ancak anlaşmanın hem kendi bakanlarından,hem de Berlin sefiri Mahmut Muhtar Paşa'dan gizli tutulmasını istediler."
İngiltere’den Gelmeyen Zırhlılar
 
Türkiye'nin Rus ve Yunan donanmalarına karşı İngiltere'den aldığı iki gemiden Sultan Osman, Mayıs ayında,Reşadiye ise Temmuz'da hazır olmuştu.Ancak bedelleri olan 7.5 milyon altın tümüyle ödendiği halde İngiltere sudan bahanelerle teslimatı geciktirip duruyordu.Ha midiye kahramanı Rauf Bey,1.200 bahriyeli ile bunları alma ya gitmişti.
 
 
2 Ağustos günü,bayrak çekme töreninden yarım saat önce gemilere el konulduğu resmen açıklandı.Gemicilerimiz zorla çıkmak isteyince İngiliz askerleriyle karşı karşıya geldiler.Rauf Bey hatıralarında,“Öfkeden ölmediğime hala şaşarım” demiştir.
 
Ülkede korkunç infial uyandıran bu olayın gelişmelere etki si,sanıldığından büyüktür.Kazım Karabekir,“Eğer İngilizler Sultan Osman zırhlısını bir tarafsızlık anlaşmasıyla bize teslim etseler Almanlarla ittifaka ve Alman gemilerine gerek kalmazdı” yorumunu yapmıştır.Ve hiç kuşkusuz ki Almanlar nezdinde yapılan ilk resmi girişimin,Cemal Paşa'nın gemilerden umu dunu kestiği 20 Temmuz'un ertesinde yapılması ve yine aynı gün Fransız ve Rus liderlerinin Petersburg'da buluşması,Almanlara ittifak önerilmesini kolaylaştırmıştır.
 
İngilizlerin Osmanlılar karşısındaki kötü niyetlerini ispat eden bir başka husus da,donanmayı ıslah için görev yapan Amiral Limpus komutasındaki İngilizlerin,14 Ağustos günü tüm ilişiklerinin kesilerek geri gönderilmeleri üzerine ortaya çıkacaktı.Türkiye'nin paylaşımını planlayan İngilizler, gemilerin kazan borularını ve nişangâhlarını sabote etmişlerdi.İngiltere'deki bahriyelilerimiz 2 Ağustos'tan sonra Reşitpaşa vapuru ile İrlanda'yı dolaşarak Lizbon üzerinden dönüşe geçtiler.
 
4 Ağustos günü İngilizler de savaşa katıldılar ve Almanların Akdeniz filosunun Geoben ve Breslau gemileri,Çanakkale'ye doğru kaçtılar.
 
3 Ağustos'da “Seferberlik” ilan ederek Boğazlar'ı kapatmış olan Osmanlılar için bu gemiler,el konulanlara karşı gökten inmiş birer hediye gibi geldi.Rauf Bey Lizbon'a indiği zaman,bunların satın alındığını öğrendi.Gemilerin gelişi Enver tarafından arkadaşlarına şu sözlerle açıklandı: “Müjde! Bir çocuğu muz oldu.”
 
O günlerde tüm olay,Viyana'dan “Belgrad için savaş”,Berlin'den “Balkanların Tötonların eline geçmesi” ,Petersburg' dan da “İstanbul için savaş” olarak görülmekteydi.
 
Bu hesapların hiçbirisi çarşı ya uymadı.Rusya'nın tehdidi,İngiltere'nin art niyetli bir he sapçılıkla tüm kapıları kapaması ve Almanların fırsatçılığı Türkiye'yi felakete itti.Ancak kendisini bir nevi Napolyon olarak gören Enver'in komitacı zihniyetini Başkomutanlığa taşıması ve Almanların elinde insiyatifsiz bir oyuncak haline gelmesi,ödenen faturanın son derece büyük olmasına yol açtı.
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Ersin Kılıç Ersin Kılıç
iPhone'la da Kaliteli Fotoğraflar Çekebilirsiniz
Sinan Şengül Sinan Şengül
Panoramik Fotoğraf Nasıl Çekilir?

SON EKLENEN PROGRAMLAR

ANKET

Hangi Yazılım Dili




Tüm Anketler

SPONSORLARIMIZ

TeknoPortal © Güncel Teknoloji Haberleri 2006-2009 - Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi